İçeriğe geç

Aile Hukuku

Boşanma Davasını İlk Açan Taraf Avantajlı mıdır? Kusurlu Sayılır mı?

Av. Zahide Bozkuş 9 dk okuma

Boşanma davasını ilk açan taraf avantajlı mıdır? Hayır. Peki davayı ilk açtığı için kusurlu sayılır mı? O da hayır. Davayı önce açmak kişiyi yalnızca davacı yapar. Mahkeme adliyeye kimin önce gittiğine değil, evliliğin neden sona erdiğine ve iddiaların ispatlanıp ispatlanmadığına bakar. İlk açmanın gerçek usulî etkileri nelerdir?

Boşanma düşünen kişilerin en sık sorduğu sorulardan biri şudur: "Davayı önce ben açarsam avantajlı olur muyum?" Hemen arkasından ikinci soru gelir: "Yoksa önce açan taraf kusurlu mu sayılır?"

Her iki sorunun da cevabı hayırdır. Davayı önce açmak kişiyi yalnızca davacı yapar; davayı otomatik olarak kazandırmadığı gibi kusurlu olduğunu da göstermez.

Mahkeme neye bakar?

Hâkim, adliyeye kimin önce gittiğine değil şunlara bakar:

  • Evlilik birliğinin neden temelinden sarsıldığına,
  • Tarafların hangi davranışlarının bu sonuca yol açtığına,
  • İleri sürülen vakıaların ispatlanıp ispatlanmadığına.

Aldatma, fiziksel veya sözlü şiddet, hakaret, ekonomik baskı, ilgisizlik, güven sarsıcı davranışlar ve ailelerin evliliğe müdahalesi kusur değerlendirmesinde belirleyicidir. Dava tarihi ise tek başına bir kusur ölçütü değildir.

Temel kural (TMK m.166/1): Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmışsa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir. Kanun burada "önce açan" veya "sonra açan" ayrımı yapmaz.

İlk açmanın gerçek — ama sınırlı — etkileri

Davayı ilk açmanın esasa değil usule ilişkin bazı etkileri vardır. Bunları abartmamak, ama görmezden de gelmemek gerekir:

EtkiNe işe yararSınırı
Yetkili mahkemeyi seçme Eşlerin son altı ayda birlikte oturdukları yer ya da eşlerden birinin yerleşim yeri mahkemesi arasında tercih yapılabilir Davalı süresinde yetki itirazında bulunabilir
Geçici önlemleri erken talep etme Tedbir nafakası, geçici velayet, kişisel ilişki, barınma ve koruma tedbirleri Davalı da aynı talepleri cevap dilekçesiyle ileri sürebilir
İddiaları önce açıklama Vakıaları ve delilleri ilk sunma imkânı Davalının cevap ve karşı dava hakkı vardır
Aile konutu ve mal kaçırmaya karşı önlem Şerh, ihtiyati tedbir talepleri erken gündeme gelir Bu talepler dava açılmadan da ayrıca istenebilir

Görüldüğü gibi bunların hiçbiri "davayı kazandıran" bir üstünlük değildir. Davalı eş de cevap verebilir, delillerini sunabilir, karşı dava açabilir; nafaka, velayet ve tazminat talep edebilir.

Kusur ile dava sırası arasındaki ilişki

Önemli bir ayrıntı: daha ağır kusurlu eş de davayı ilk açan taraf olabilir. Kanun ağır kusurlu tarafın dava hakkını ortadan kaldırmaz. Ancak burada iki sınır devreye girer:

1. Tam kusurlu eş dava açamaz

Yargıtay, TMK m.166/1'i, tam kusurlu eşin dava açamayacağı şeklinde yorumlamaktadır. Aksi hâlde, evliliği tek başına çekilmez hâle getiren kişi, kendi eylemine dayanarak boşanma elde etmiş olurdu. Bu, kimsenin kendi kusurundan yararlanarak hak elde edemeyeceği yönündeki temel ilkeye aykırıdır (TMK m.2).

Dolayısıyla genel boşanma sebebine dayanan bir davada boşanma kararı verilebilmesi için davalının da az da olsa kusurlu olması aranır.

2. Davalının itiraz hakkı (TMK m.166/2)

Davacının kusuru daha ağırsa, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bu itiraz kural olarak davanın reddine yol açar. Ancak istisnası da vardır: itiraz hakkın kötüye kullanılması niteliğindeyse ve evlilik birliğinin devamında davalı ile çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa, hâkim yine de boşanmaya karar verebilir.

Sonuç: Davacı tamamen kusurlu, davalı ise kusursuzsa, genel boşanma sebebine dayanan dava kural olarak reddedilir. Bu, "önce açtığı için" değil, "kusur dağılımı nedeniyle" verilen bir karardır.

Kusur dereceleri nasıl belirlenir?

Yargıtay, temyiz denetiminin sağlıklı yürütülebilmesi için kararlarda tarafların kusurlu davranışlarının tek tek belirtilmesini ve ardından kusur durumunun şu kategorilerden biriyle tespit edilmesini ister:

  • Kusursuz
  • Az kusurlu
  • Eşit kusurlu
  • Ağır kusurlu
  • Tam kusurlu

Kimin daha fazla kusurlu olduğunu belirlemek için önceden bir ölçü konulamaz; her boşanma davasında kusur değerlendirmesi o evliliğe özgüdür. Bu nedenle "şu davranış her zaman ağır kusurdur" demek mümkün değildir — bağlam belirleyicidir.

Neden önemli? Kusur yalnızca boşanmaya karar verilip verilmeyeceğini değil; maddi ve manevi tazminat (TMK m.174), yoksulluk nafakası (TMK m.175) ve velayet değerlendirmesini de doğrudan etkiler. Kusursuz veya daha az kusurlu taraf olmak, davanın mali sonuçlarını belirleyen asıl unsurdur.

Yargıtay uygulaması

Aşağıdaki Hukuk Genel Kurulu kararı, kusur değerlendirmesinin ne kadar somut ve tanık beyanlarına dayalı yapıldığını göstermesi bakımından öğreticidir. Kurul, ilk derece mahkemesinin erkeğe yüklediği kusurlu davranışların dosya kapsamında ispatlanmadığı sonucuna varmış ve davanın reddi yönündeki direnme kararını onamıştır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu — 2023/580 E., 2024/573 K., 27.11.2024

Mahkemesi: Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi — Sayısı: 2022/1453 E., 2022/1493 K. — Kararı: Davanın reddine — Özel Daire kararı: Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 05.07.2022 tarihli ve 2022/4711 E., 2022/6733 K. sayılı bozma kararı.

Dava

Davacı vekili dava dilekçesinde; tarafların 04.07.1996 tarihinde evlendiklerini, bu evlilikten iki çocuklarının dünyaya geldiğini, davalının eşine ve ortak çocuklara ekonomik şiddet uyguladığını, müvekkilinin ailesine kötü davrandığını, tartışmaya eğilimli bir kişiliğe sahip olduğunu, eşinin sosyal yaşamına ve mesleki faaliyetlerine müdahale ettiğini ileri sürerek tarafların boşanmalarına, ergin olmayan çocuğun velâyetinin anneye verilmesine, ortak çocuk yararına tedbir-iştirak, müvekkili yararına tedbir-yoksulluk nafakası ile maddi ve manevi tazminat ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.

Cevap ve karşı dava

Davalı-karşı davacı vekili cevap ve karşı dava dilekçesinde; tüm iddiaları inkârla, kadın eşin sert-dominant bir karaktere sahip olduğunu, ailesinden kendisine yüklü miktarda miras kaldığını, 19.06.2019 tarihinde ortak konutu terk ederek annesinin yanında yaşamaya başladığını, eşlerin bu süreden beri ayrı yaşadıklarını, evliliğin bu hâle gelmesinde kadın eşin kusurlu olduğunu ileri sürerek asıl davanın reddine, karşı davanın kabulü ile tarafların boşanmalarına ve müvekkili yararına maddi ve manevi tazminat ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.

İlk derece mahkemesi kararı

İlk Derece Mahkemesinin 15.01.2021 tarihli kararı ile; boşanmaya sebep olan olaylarda erkeğin eşinin harcamalarına karıştığı, sürekli hesap sorduğu, evin bazı temel ihtiyaçlarını almakta sorun yarattığı, kadının arkadaşlarıyla görüşmesine müdahale ettiği, bazen izin vermediği, buna karşılık kadının da küfürlü konuştuğu, gerçekleşen olaylara göre erkeğin ağır, kadının az kusurlu olduğu gerekçesiyle karşı davanın reddine, asıl davanın kabulü ile tarafların boşanmalarına, velâyetin anneye verilmesine, çocuk yararına iştirak nafakası ile kadın eş yararına maddi tazminat ödenmesine karar verilmiştir.

Bölge adliye mahkemesi kararı

Bölge Adliye Mahkemesinin 01.04.2022 tarihli kararı ile; toplanan delillere göre tarafların boşanma nedeni olarak ileri sürmüş olduğu iddialarını ispatlayamadığı, böyle olunca her iki davanın da reddine karar verilmesi gerekirken kadının ispatlanamayan davasının kabulüne karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı bulunduğu gerekçesiyle erkeğin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile asıl davanın reddine karar verilmiştir.

Bozma ve direnme

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, "...ilk derece mahkemesince davalı-karşı davacı erkeğe yüklenilen kusurların tamamının gerçekleştiği anlaşılmaktadır. O hâlde, davacı-karşı davalı kadının davasının kabulüne karar verilmesi gerekirken, delillerin değerlendirilmesinde hataya düşülerek davanın ispatlanamadığından bahisle reddine karar verilmiş olması doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir..." gerekçesiyle kararı bozmuş; Bölge Adliye Mahkemesi önceki kararında direnmiştir.

Uyuşmazlık

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; boşanmaya sebep olan olaylarda erkek eşten kaynaklanan kusurlu bir davranışın ispatlanıp ispatlanamadığı, buradan varılacak sonuca göre kadın eş tarafından açılan boşanma davasının kabulünün gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.

Gerekçe

4721 sayılı Kanun'un "Evlilik birliğinin sarsılması" başlıklı 166 ncı maddesinin birinci ve ikinci fıkraları; "Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir. Yukarıdaki fıkrada belirtilen hâllerde, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir." hükmünü taşımaktadır.

Genel boşanma sebeplerini düzenleyen madde hükmü, somutlaştırılmamış olması nedeniyle evlilik birliğinin sarsılıp sarsılmadığı noktasında hâkime çok geniş takdir hakkı tanımıştır. Söz konusu hüküm uyarınca evlilik birliği, eşler arasında ortak hayatı çekilmez duruma sokacak derecede temelinden sarsılmış olduğu takdirde eşlerden her biri kural olarak boşanma davası açabilir ise de, Yargıtay bu hükmü tam kusurlu eşin dava açamayacağı şeklinde yorumlamaktadır. Çünkü tam kusurlu eşin boşanma davası açması, tek taraflı irade ile sistemimize aykırı bir boşanma olgusunu ortaya çıkarır. Böyle bir düşünce, kimsenin kendi eylemine ve tamamen kendi kusuruna dayanarak bir hak elde edemeyeceği yönündeki temel hukuk ilkesine aykırı düşer (4721 sayılı Kanun m.2). Bu durumda kusur ilkesine göre genel sebeple boşanmaya karar verebilmek için davalının az da olsa kusurlu olması gerekir.

Yargıtay, her bir davada verilecek boşanma kararının fer'îleri ve malî sonuçları yönünden denetlenebilmesi için tarafların kusurlu davranışları belirtildikten sonra kusurluluk durumlarının "kusursuz, az kusurlu, eşit kusurlu, ağır kusurlu veya tam kusurlu eş" şeklinde belirlenmesi gerektiğini belirtmiştir. Yine 03.07.1978 tarihli, 5/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararıyla "kimin daha fazla kusurlu olduğunu tayin hususunda önceden bir ölçü konulamayacağına" karar verilmiştir.

Eldeki davaya gelince; dosyaya yansıyan olaylar bir bütün olarak değerlendirildiğinde, dinlenen tanık beyanlarına göre erkeğin düzenli maaşı ve kira geliri bulunan eşine evin ihtiyaçlarını karşılaması amacıyla ek kredi kartını verdiği, kendi gelirini de evin ihtiyaçları için harcadığı, böyle olunca "kadının olağan harcamalarına karıştığı, sürekli hesap sorduğu, evin bazı temel ihtiyaçlarını almakta sorun yarattığı" yönündeki kusurlu davranışların erkeğe yüklenmesinin doğru olmadığı, zira 4721 sayılı Kanun'un 186 ncı maddesi uyarınca eşlerin birliğin giderlerine güçleri oranında emek ve malvarlıkları ile katılmakla yükümlü oldukları; arkadaşlarıyla görüşmek isteyen eşine "bu saatte gitme" demesinin, ek kartıyla alışveriş yapan eşine "yine ne aldın" şeklinde sözler söylemesinin erkek eşin kusurlu kabul edilmesine olanak tanımadığı, kaldı ki iddia edilen bu eylemlerin ortak hayatı çekilmez hâle getirdiğine yönelik kabule de imkân tanımadığı anlaşılmaktadır. Böyle olunca davanın reddine dair verilen direnme kararı yerinde bulunmuştur.

Sonuç

Açıklanan sebeple; davacı-karşı davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının ONANMASINA, harç peşin alındığından harç alınmasına yer olmadığına, 27.11.2024 tarihinde yapılan ikinci görüşmede oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.

Dava açmadan önce yapılması gerekenler

  1. Vakıaları tarih sırasıyla yazın. "Kötü davrandı" değil; ne zaman, nerede, kimin yanında, ne oldu.
  2. Delilleri belirleyin. Tanıklar, mesajlar, hastane kayıtları, kolluk ve koruma kararları, banka hareketleri, sosyal medya kayıtları.
  3. Tanıkların ne söyleyeceğini gerçekçi değerlendirin. Yukarıdaki kararda görüldüğü gibi kusur, tanık beyanlarının içeriğine göre tersine dönebilir.
  4. Mali tabloyu çıkarın. Mal rejimi tasfiyesi, tazminat ve nafaka talepleri kusurla birlikte değerlendirilir.
  5. Çocuk varsa velayet ve kişisel ilişki planını önceden düşünün; tedbir talepleri dava dilekçesinde yer almalıdır.

Özetle

Boşanma davasını ilk açan değil, iddialarını hukuka uygun delillerle ispatlayan taraf avantajlıdır. Davayı önce açmak kusur karinesi yaratmaz; sonra açmak da hak kaybı doğurmaz.

Asıl belirleyici olan, hangi vakıaların ileri sürüldüğü ve bunların nasıl ispatlanacağıdır. Dilekçe hazırlanmadan önce delil durumunun değerlendirilmesi, davanın tamamını etkiler.

Dayanak: 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m.166 ve m.169; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2023/580 E., 2024/573 K., 27.11.2024.

Durumunuzu ve elinizdeki delilleri bize iletin; davanın hangi sebebe dayandırılacağını ve kusur tablosunun nasıl kurulacağını birlikte belirleyelim.

Sıkça sorulan sorular

Davayı eşim açtı. Geç kaldığım için dezavantajlı mıyım?

Hayır. Davalı olarak cevap dilekçenizle tüm vakıalarınızı ileri sürebilir, delillerinizi sunabilir ve karşı dava açabilirsiniz. Karşı davada siz de boşanma, nafaka, velayet ve tazminat talep edersiniz. Önemli olan cevap süresinin kaçırılmamasıdır.

Eşim çok kusurlu ama davayı o açtı. Reddettirebilir miyim?

Davacının kusuru daha ağırsa TMK m.166/2 uyarınca itiraz hakkınız vardır ve bu itiraz kural olarak davanın reddine yol açar. Ancak itirazınız hakkın kötüye kullanılması niteliğindeyse ve evliliğin devamında sizin ile çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa hâkim yine boşanmaya karar verebilir. İtiraz, cevap dilekçesinde açıkça ileri sürülmelidir.

İki taraf da dava açarsa ne olur?

Karşılıklı boşanma davaları kural olarak birleştirilerek görülür. Mahkeme her iki davadaki vakıaları birlikte değerlendirip kusur dağılımını belirler; asıl dava ve karşı dava hakkında ayrı ayrı hüküm kurar. Bu durumda "kimin önce açtığı" değil, kusur tablosunun nasıl oluştuğu belirleyicidir.

Boşanma davası nerede açılır?

Eşlerin son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer veya eşlerden birinin yerleşim yeri aile mahkemesinde açılabilir (TMK m.168). Davayı ilk açan taraf bu seçenekler arasından tercih yapar; davalı süresinde ve usulüne uygun biçimde yetki itirazında bulunabilir.

Ayrı yaşıyoruz, evi terk eden taraf kusurlu mu sayılır?

Kendiliğinden değil. Ortak konutu terk etmenin kusur sayılıp sayılmayacağı, terk sebebine bağlıdır. Şiddet, hakaret veya birlikte yaşamayı çekilmez kılan davranışlar nedeniyle evden ayrılan eşin bu davranışı kusur olarak değerlendirilmez. Bu nedenle ayrılma anındaki olayların belgelenmesi (kolluk kaydı, hastane raporu, mesajlar) önemlidir.

İletişim bilgilerimiz

Bu yazı genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Kendi durumunuza ilişkin sorularınız için büromuza ulaşabilirsiniz.